DIRILIS

Gittikçe artıyor yerçekimi
Çek elimden
Kurtarsın yerçekiminden
Aşkın çekimi.

Akıyorum aşağılara sızım sızım
Duyuyorum içimdeki derinlikleri
Öpe öpe çek çıkar
Soluğunla dirilt beni.

Kumsaldan nasıl sızarsa sular
Çöküyorum dibe azar azar
Dağılıp parçalanıp ayrılıyorum
Topla beni tut beni.

Yağmurca gözyaşlarınca
Aşağı aşağı çizgilerim
al avuç avuç fırlat gökyüzüne
Yeniden yarat beni.

ŞIIRE TUTUNMAK

Yok başka hiçbir umarın
En granit kayanın en ortasında
Balta girmemiş karanlıklarında kıpırtısız
Ya ölmektir kurtuluşun
Yada şiir tutunmak....

O en gergin tele şöyle bir dokun
Son tınıyla tel kopsun
Ayak sesleri duyulsun ölümün
Her yanın her yönün çıkmaz
Nereye baksan yok
Hiç bile herşey sayılır o bulunduğun yerde
Kurtarırsa kurtarır ancak
Yine şiire tutunmak.....

YAPIYLA YAPICILAR

Yapıcılar türkü söylüyor,
                  yapı türkü söyler gibi yapılmıyor ama.
Bu iş biraz daha zor.

Yapıcıların yüreği
             bayram yeri gibi cıvıl cıvıl,
ama yapı yeri bayram yeri değil.
Yapı yeri toz toprak,
çamur, kar.
Yapı yerinde ayağın burkulur,
                            ellerin kanar.
Yapı yerinde ne çay her zaman şekerli,
                                         her zaman sıcak,
ne ekmek her zaman pamuk gibi yumuşak,
ne herkes kahraman,
ne dostlar vefalı her zaman.

Türkü söyler gibi yapılmıyor yapı.
Bu iş biraz daha zor.
Zor mor ama
            yapı yükseliyor, yükseliyor.
Saksılar konuldu pencerelere
                               alt katlarında.
İlk balkonlara güneşi taşıyor kuşlar
                               kanatlarında.
Bir yürek çarpıntısı var
her putrelinde, her tuğlasında, her kerpicinde.
Yükseliyor
                 yükseliyor
yükseliyor yapı kanter içinde.


                                (1955, Moskova)

GÜNEŞİN SOFRASINDA SÖYLENEN TÜRKÜ

Dalgaları karşılayan gemiler gibi,
gövdelerimizle karanlıkları yara yara
          çıktık, rüzgarları en serin
                       uçurumları en derin
                                havaları en ışıklı sıra dağlara.
Arkamızda bir düşman gözü gibi karanlığın yolu.
Önümüzde bakır taslar güneş dolu.
Dostların arasındayız!
Güneşin sofrasındayız!

Dağlarda gölgeniz göklere vursun,
                       göz göze
                                    yan yana
                                                  durun çocuklar.
Tasları birbirine vurun çocuklar.
Doldurun çocuklar,
doldurun
              doldurun
                            doldur içelim.
Başları
          göklere
                      atalım
                      serden geçelim...
Heeey, nerden geçelim?
Yalnayak
              koşarak
                          devlerin
                                       geçtiği
                                                 yerden geçelim.

Heeey
         hop
Heeeey
           hep
                birden geçelim
Doldurun çocuklar,
doldurun
              doldurun
                            doldur içelim.

Dostların arasındayız!
Güneşin sofrasındayız!.


BULUTLAR ADAM ÖLDÜRMESİN

Analardır adam eden adamı
aydınlıklardır önümüzde gider.
Sizi de bir ana doğurmadı mı?
Analara kıymayın efendiler.
          Bulutlar adam öldürmesin.

Koşuyor altı yaşında bir oğlan,
uçurtması geçiyor ağaçlardan,
siz de böyle koşmuştunuz bir zaman.
Çocuklara kıymayın efendiler.
          Bulutlar adam öldürmesin.

Gelinler aynada saçını tarar,
aynanın içinde birini arar.
Elbet böyle sizi de aradılar.
Gelinlere kıymayın efendiler.
          Bulutlar adam öldürmesin.

İhtiyarlıkta aklına insanın,
tatlı anıları gelmeli yalnız.
Yazıktır, ihtiyarlara kıymayın,
efendiler, siz de ihtiyarsınız.
          Bulutlar adam öldürmesin.



                             (Şubat 1955)

<Önceki Yazılar | Sonraki Yazılar>